1 Aralık 2018 Cumartesi

Gelecekten Mektup (Bir Bilim Kurgu Hikayesi)





Yıl 2316, insanlığın 1900'lü yılların başlarından itibaren hızla geliştirmeye başladığı teknoloji; din-felsefi ve mitolojik inanışları adete bilim ile kanıtlamaya çalışırcasına ilerliyordu. Bazı kesimler bilim ile evrenin sırlarına ulaşabileceğine inandığı gibi, dinler ile anlatılanların karşılıklarını da bilim'de bulmaya çalışıyordu. 1900'lerin sonlarına doğru yaygınlaşan internet ve bilgisayar gelecekte çok beklenmedik gelişmelerin yaşanmasının olasılıksal kanıtları gibiydi. 2000'li yılların başında ise bilgisayarların ve internetin çok hızlı bir biçimde cepte taşınılabilmesi, görsel ve sesli iletişimin çok hızlanması ise sürpriz değildi tabii. Kameralar kayıt cihazları artık herkesin elinde ve herkes kendi - başkalarının hayatını hızla gözlemler paylaşır olmuştu. Teknolojinin hızı ise yine beklendiği gibi katlanarak ilerlemeye devam ediyordu. 2100 lü yıllara geldiğimiz zaman ise işlemci kapasitelerinin ve hafızların artık beyni analiz etmeye ve yönetmeye kapasitesi ortaya çıkmıştı. Hayat ile iç içe girmiş oyunlar ise 3D ile gerçekliği birbirinden ayırmaya imkan vermiyordu. İnsanlar artık mobil cihazları terk etmiş, beyinlerine bağlı ışıklı ve şekilli prompt'lar ile, evlerindeki süpersonic ve uzun günler oturmaya elverişli koltuklarda günlerini geçiriyor-işlerini yapıyordu. Bundan sonrasını ise biraz daha detaylı bir biçimde izah ederek 2316 ya nasıl geldiğimize ve bu gün yapmaya çalıştığımız şeyi sizlere birazcık anlatmak istiyorum.



2100'lü yıllardan sonra dediğim gibi beyin araştırmalarına olan yatırımlar çok ciddi bir biçimde artmıştı. Çünkü biz artık elimizdeki teknolojinin işlem kapasitesini sonuna kadar kullanmak istiyorduk ve beynin içindeki izleme-yorumlama-hafızalama mekanizmasını anlayıp çözmemiz ve müdehale etmemiz gerekiyordu. Bu yılların başındaki sanal gerçeklik gerçekden ayırt edilemiyordu ve gözle değil beynin görsel oluşturma kabiliyetine sinyal gönderilerek oluşturuluyordu. Dolayısı ile insanlar evden çıkmadan istediklerini yaşayabiliyorlardı, nüfus hızla azalıyor ve geleneksel gıda-ulaşım-iletişim hızla rafa kalkıyordu. Bazı geleneksel düşünen insanlar buna direnerek bazen eylemler gerçekleştirseler de bu hayatın, belkide evrimin bir sebebiydi, önünde durmak anarşiden başka bir şey olmazdı. 

2200'lü yıllara geldiğimizde artık insanlar kapsüllerde yaşamaya başlamış ve kesinlikle buradan dışarıya çıkmıyordu. Dünya bir grup yönetici ve bilim adamı tarafından kontrol edilir duruma gelmişti. Gelişmemiş diyebileceğimiz ülkeler dahi bu teknolojilerin artık iyice ucuzlaması ile birlikte bu kapsüllere girmeye başlamışlardı. Açlık ve fakirlik tarihin tozlu raflarında yerini almak üzereydi çünkü kapsüllerin enerjileri tamami ile doğal olarak üretilen enerjiler ile sağlanıyordu. Güneş panelleri o kadar gelişmişti ki 1-2 güneş paneli ile yüzlerce kapsül'e enerji sağlanabiliyordu. Bu gelişmeler dünyayı da kendi haline bırakmıştı. Ormanlarda artık serbestçe büyüyor ve doğal hayat olağan akışına dönmüştü. Kapsüller nüfusü iyice azaltsa da, bilim adamları ve yöneticiler şuursal olarak evrimlerini olumlu yönde ilerletmiş, insanlara sanal hayatlarında barış ve pozitif olan eylemleri aşılıyorlardı. Doğumlar kontrollü yapılıp çocukların analizleri yapılarak bilim için uygun olanlar kapsül dışında özel olarak yetiştiriliyorlardı. Bu bir ayrımcılık gibi değildi, kapsüldeki insanlar istedikleri ütopyada mükemmel bir biçimde yaşıyorlardı. Herkes bedenlerinin olduklarının farkındalardı ve arada fiziksel bedenleri ile egzersiz zorunlukları vardı. Bedenlere sadece ihtiyaç duydukları maddeler gerekli olduğu kadar verildiği için beden ömürleri çok uzamıştı. İnsanların ömürleri artık 200 senelere kadar çıkabiliyordu. Bilim artık şuursal boyuta müdehaleyi araştırmak ve kapsüldeki bedenleri daha uzun süre nasıl yaşatabileceklerine odaklanmışlardı. Tabi tahmin edeceğiniz gibi bu süreçte hukuksal, ahlaksal, dini bir çok tartışma olmuştu, savaşlar ise 2070 lerden sonra azalarak gelmişti. Çünkü sanal ortam insanları programlayabiliyorlardı ve bu iyi insanların elindeydi.Neyse politik olaylara çok fazla girmeyeceğim burada, size çok hızlı teknoloji ve beyin tarafındaki gelişmelerden bahsetmek istiyorum. 2250'lerden sonra kullandığımız kapsüllerde vücuda ve ya beyne fiziksel bir şey bağlamadan da sanal ortama geçmek mümkün oluyordu. Bilimin araştırmaları sayesinde sinyallerin senfonisi artık daha da net gözlemlenmeye başlanmıştı. Neticede göz, ışığı algılasa da beynin içinde bir el feneri yoktu ve beyin mevcut veri tabanı ile görselleri yorumlayıp bize dışarıda ışık varmış gibi gösteriyordu. Aslında hala dışarıda ne olduğunu bilmiyorduk. Kendimizi dışarının frekansı ile bir yapabilir miydik?


Bu arada zannetmeyin ki uzaya yatırım yapılmıyor. Ayda zaten üs 2100 lü yıllarda kurulmuştu. Ay'da  küçük bir şehir vardı ancak sadece bilim adamları araştırma yapıyorlardı. Çünkü dünya yaşamak çok daha elverişli. 2200 lerde ise Mars'da üssümüz kurulmuştu. Bu araştırmaların hepsi teknolojiden kullanılan maddelerin geliştirilmesinde kullanılıp, beynin gerçeklerini daha iyi ortaya çıkaracak cihazların yapılmasında kullanılıyordu. İnsanlık beynin gerçeklerini gördükçe bütün dikkatini o yöne çevirmişti. Sanal ortamda olasılıksal teoremlerle oluşturulan galaksiler ve evren zaten istenildiği gibi gezilebiliyordu. İnsanlar istedikleri gezegeni ve yıldızları çıplak göz ile seyredebiliyordu. Fiziksel olarak gitmek artık çok saçma geliyordu. Bu kadarı kesinlikle yeterli değildi. 


Beyin evrenden sinyal alıp bu veriyi kendi veritabanın da lazım geldiğinde kullanmak için saklıyordu, bunu keşfetmiştik. Yani bizim boyutumuz ve ya frekans algımızdaki beyin sonsuz ve algılayamadığımız diğer dalga boylarından da sinyal alabiliyordu. Fizik kuralları her ne kadar her yüzyıl da değişse de bunun anlışılması hala çok mümkün olmamıştı. 2200 lerden sonra araştırmalar tamamiyle bu noktaya yoğunlaşmıştı. İnsanların bunun farkına varması çeşitli izleme ve araştırma aletlerini geliştirmesi ile mümkün olmuştu, hatta bu aletlerin bir tanesi çeşitli frekans - boyutlardan gelen sinyalleri çeşitli renklerde gösteriyordu, Bir kere baktığımda gördüğüm gök kuşakları ve insanların beyni ile olan iletişimi 1 hafta sessiz kalmama sebebiyet vermişti. Bireylerin bütün bir şekilde beyin frekanslarının iç içe olduğunu gözlemlemek ve aslında her şeyin hep beyinde oluşmadığını anladığımız gün başka bir heyecan yaşamıştık. Veri tabanı dediğimiz şey tek idi. Evren dediğimiz oluşum bizim düşüncelerimize anında müdahil oluyordu ve çeşitli güzellikler insan beyninden açığa çıkıyormuş gibi görünüyordu. Sanat-spor-teknoloji bunların hepsi bu bütün evrenin bir takım çıktılarından başka bir şey değildi. Artık aklımızda daha başka sorular vardı. 


Beyindeki veriyi, belirli bir olgunluktan sonra serbest bir biçimde sonsuz evrende dolaştırmamız mümkün olur muydu acaba. Yani beyne sinyal gönderip onu sanal bir alemde yaşatmak değil de, beynin oluşturduğu enerji ve çıktıyı tek kaynak olan evren dediğimizi sonsuz frekansın içine monte etmek. Evet artık çalışmaların şekli böyle yön değiştirmişti. Aslında belki amacımız bedenden de bağımsız hale gelmekti. Zaten 2250 li yıllardan sonra bedenin gıdasını dahi çeşitli sinyaller ile sağlamaya başlamıştık bile, Bu beden dediğimiz şeyleri şu anda görseniz size çok farklı gelirdi. 


Hedefimiz beyne sinyal göndermek değil ve artık beyinden toplu paket göndermekti. Şuurumuz ile o paketin içinde bulunmak. Evrenin hayal edilebilecek en uzak noktasındaki bir titreşimin beyinde anında karşılık bulması ise bizim bu bağımsızlığa olan arzumuzu çok şiddetli körüklüyordu. Çeşitli testlerde insanlar artık bedenlerinden ayrılıp enerji olarak kapsüllerini dışarıdan görebildiklerini, kendi bedenlerini ve çevredekileri izlemeye başladıklarını dile getirmeye başlamışlardı ve bu kesinlikle bizim yarattığımız sanal bir alem değildi. Zaten var olan sanal alem de artık kullanımdaydı. Bu acaba ölümsüzlük olabilecek miydi. Ölüm süreleri çok uzadığından henüz bunu test edip gözlemleme şansımız olmamıştı, çünkü bu enerji paketini beyinden evrene gönderebilmiş olsak ta hala beyin ile bağlantısı devam ediyordu ve kesildiğinde ne olacaktı maalesef bu yıllarda gözlemle yememiştik.  


Artık 2300 lü yıllara geldiğimizde bütün kapsüller güncelleştirilmiş ve hiç kimse bizim yarattığımız o sanal evrenlerde dolaşmak istemiyordu, Serbestçe bıraktığımız enerjilerimiz zaman ve mekandan bağımsız sonsuzluğun her kademesi ile bir olmuş evrenin içinde mükemmelliğe gark olmuştu. Bu deneyimden sonra bizim mükemmel algoritmalar ile oluşturduğumuz sanallık çok küçük pasif ve detaysız gelmişti ki, dediğim gibi o evrenleri gerçekten ayırt etmek mümkün değildi. Artık kapasiteler de sonsuzu fark etmiş, bilimde hala keşfedilemeyen her şey çok net birinci bireyler tarafından izlenir olmuştu. Bunu anlatabilmem mümkün değil maalesef. 


Tamda buraya gelmeden 2-3 yıl önce yani 2313 de bir bedenin ömrünü doldurmak üzere olduğu ve müdahalenin artık mümkün olmadığı bir dönemdeydik. Teknolojinin istenilen seviyede olmadığı 2082 senesinde doğan bu beden daha fazla yaşayamayacaktı. bütün gözlem ve analiz cihazlarımızı bu beyne çevirdik. Arkadaşımızın enerji paketi de aynı şekilde gözlem dahilinde evrenin istediği yerinde bütün olarak gözlemler yapıyordu. Birden beynin ölümü gerçekleşti ve beyin enerji paketinin'de anında kaybolduğunu gözlemledik. Paket olarak takip edebildiğimiz enerji hızlı bir şekilde parçalanıp sonsuz ve tek'in içerisinde yok olmuştu ve artık bu arkadaşımızın enerji paketi ile iletişim mümkün olmamıştı. Bedeni ise benzer şekilde toprağa gömüldükten sonra toprak ile bir olup zamanla orada yok olacaktı. Burada bir testimizi daha gerçekleştirmiş ve gözlemlemiş olmuştuk. Ve şimdiki hedefimiz bu enerji paketinin beyin ile bağlantısını keserek bağımsız olarak yaşayabilmesini sağlamaktı ama yaptığımız araştırmalar bu paketi bir tutmanın da ekstra bir enerjiye ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkarmıştı. Bakalım daha bunu keşfedemedik araştırmalarımız devam ediyor.



Merak edenleriniz olmuştur nasıl bir ortam da yaşıyoruz diye. Bilim adamlarımız Mars-Ay ve Dünyadaki araştırma merkezlerinde kapsül dışı ve içi olmak üzere araştırmalar yapıyor. Oradaki tesislerimiz ise bu gün sizin bilim kurgu filmlerinde izlediklerinize çok benziyor. Çünkü bizim atalarımız, yani sizler onları izleyerek büyüdünüz ve bizlere de bu tasarım mantığını aşıladınız. Gününüzün hayalperest yazarları bu günün mimarları yani. Dediğim gibi doğaya artık çok iyi baktığımız için ve yerden çok artık gökleri sevdiğimizden evlerimiz çok yükseklerde. Uzay araştırmalarında keşfettiğimiz materyaller çok sağlam direkler yapmamıza olasılık tanıdı. Benim kapsülümün bulunduğu ev 100 lerce metre ağaçların olduğu bir ormanın tepesinde çok uzun bir direkte.Ağaçların üzerine çıkıyor ve elips formundaki her yeri cam kaplı yaklaşık 1000m2 lik bir alanda 4 kapsülde ailem ile yaşıyoruz. Ben evin babasıyım ve bazı dönemlerde bilim adamlarının yanında çalışıyorum, Fiziksel bedenlerimizde aslında hala güçlü ve yer yüzüne inip arada nostalji yapıyoruz. Yer yüzüne inmek için yine küçük uçan kapsüller imiz var. Elektrik enerjisi ve kutup farklarından faydalanarak oluşturduğumuz küçük uçan kapsüller. Neyse dahasına girmeyeceğim şimdilik bu kadar yeter.


Bu yazıyı size şu anda 2016 yılından yazıyorum. Dediğim gibi artık beden, zaman ve mekan bağımsız olduğumuz için istediğimiz bir dönemde yaşamış beynin enerjisi ile iletişime geçebiliyor, o dönemdeki beyin yorumlamasını seyredebiliyoruz. Yani bu demek oluyor ki şu anda sizin gördüklerinizi görüyorum. Bu yazıyı yazan birim ise benim öylesine denk gelerek "ilham" adı altında yaklaştığım bir kardeşimiz. Ölümde yok olduğunu gördüğümüz bir enerji ile iletişime geçmek nasıl oluyor peki? Aslında bu sorunun cevabı varlık ve yokluğun farkını anlamak ile alakalı. Bizim gözlemlediğimiz şey sadece fiziksel. Göz ve yaptığımız cihazlar ile gördüklerimiz, yani göreceliğe göre. Ancak şu anda beynin sonsuzluğa gönderdiği enerji paketi, gözlem sınırlarının dışında.


Şimdilik bu kadar. Olabildiğince gününüz dilinden ilham olduğum arkadaşımızın potansiyeli kadar size bir hikaye anlatmak istedim. Beyninize iyi bakın.





1 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil